Hilal Bebek
İLETİŞİM İÇİN ARAYINIZ: +90 543 934 39 60 +90 216 999 89 58

Tamamlanmamış İşler ve Okb

Bu makalede obsesif kompulsif bozukluğun tamamlanmamış işlerle ilişkisi ekseninde şu sorulara yanıt aranmaktadır;

• Okb tamamlanmamış işlere karşı geliştirilen bir tamamlama mekanizması mıdır?
• Okb bir “tamamlanamama” hali midir?
• Okb, tamamlanmamış işlerden mi türemektedir?
• Okb’ nin tamamlanmamış işler ile nasıl bir etkileşim içersindedir?

Tamamlanmamış İşler

Okb ekseninde değerlendirme yapmadan önce tamamlanmamış işlerin yapısına, etkisine ve psikolojik rahatsızlıklarla ilişkisine değinmek yerinde olacaktır. Tamamlanmamış işlerin okb ile ilişkisi bu temel bilgiler üzerinden tartışılacaktır.

Geştalt yaklaşımına göre, insanlar, eksik olan şeyleri tamamlama eğilimindedirler. Tamamlama bir ihtiyaçtır ve biz, resmin eksik kalan kısmını zihinsel olarak tamamlamaya çalışırız. Yapılan bir araştırmaya göre insanlar tamamlanmamış işleri tamamlananlara kıyasla daha iyi hatırlamaktadırlar. Dolayısıyla insan, tamamlanmayan işleri tamamlama eğiliminde ve bunları unutmayarak, tamamlamak adına çeşitli yollar aramaktadırlar (Daş, 2006).

Geştalt yaklaşımında tamamlanmamış işler kavramı kişinin ihtiyaçlarını tatminkar bir şekilde karşılayamaması ile ilgilidir. Kişi, ihtiyaçlarını tatminkar bir şekilde karşılayamadığında geştalt tamamlanamaz (yani ihtiyaç karşılanmaz) ve yarım kalır. Bu durum iki şekilde ortaya çıkabilir; birincisi, geştaltın tamamlanmak üzere açık kalması, ikincisi ise tamamlanmadan kapatılması yani sabitleşmesidir (Daş, 2006).

Tamamlanmamış iş, yani karşılanmamış ihtiyaç, söz konusu ihtiyacın önemine göre kişinin zihnini meşgul eder ve onu rahatsız eder. Tamamlanmamış işlerin sayısı arttıkça kişi kendini sadece gergin değil yetersiz, yorgun, tükenmiş hissetmeye de başlar. Bazı tamamlanmamış işler hatırlanabilen ve dolayısıyla çok uzak olmayan geçmiş anılarla ilgilidir. Bu nedenle de kişi duygularıyla yüzleşmeye hazır olduğunda tamamlanabilecek durumdadırlar. Oysa bazıları, özellikle çocukluk döneminde yaşanan ve acı, keder, suçluluk, utanç, öfke, kin veya nefret gibi olumsuz duygulara yol açan yaşantıların çoğu hatırlanmaz ve sabit geştaltların oluşmasına yol açarlar (Daş, 2006; Erkmen,1992).

Geştaltın sabitleşmesi, doğal tepkilerin engellenmesine ve bunların başka tepkilerle yer değiştirmesine yol açar. Bu duruma örnek olarak bir vakadan bahsedilebilir; “Aydan her yaramazlık yaptığında ‘iyi çocuk olduğun zaman yanımıza gel’ diye azarlanıyor ve anne-babası tarafından odasına gönderiliyordu. Odasında tek başına kendini yalnız ve suçlu hisseden Aydan, ne yapacağını bilemiyor ve kendisini yatıştırmak için odasındaki dolapları düzeltiyor veya oyuncakları simetrik bir şekilde diziyordu. Pek çok kez bu şekilde odasına gönderildikten sonra Aydan sabit bir geştalt geliştirerek önce kendini her yalnız ve suçlu hissettiğinde, daha sonra ise kendini yalnız ve suçlu hissettiğinin farkına bile varmadan odasındaki dolapları gerekmediği halde sık sık toplamaya ve odasındaki eşyaların simetrik durup durmadıklarını kontrol etmeye başladı. Aydan, sonunda en ufak bir dağınıklığa bile tahammül edemeyen, evi dağıttıkları için eşine ve çocuklarına kötü davranan sinirli bir anne haline geldi”. Bu örnekte de olduğu gibi tamamlanmamış işlerde ihtiyacı gidermeye yönelik bir tamamlama arzusu vardır ve doğal yollarla gerçekleşmediğinde okb devreye girebilmektedir (Daş, 2006).

Kendimizi koruyabilmek adına sabitleştirilen geştaltlar için geliştirilen yollar, kişinin daha sonraki var oluş biçimini, yani fiziksel, davranışsal, duygusal ve bilişsel süreçlerini belirler. Sabitleşmiş geştalt nedeniyle kişi, ne “hangi” ihtiyacını, ne de “nasıl” karşılayacağını bilememektedir. Sabitleşmiş geştalt nedeniyle kişinin fiziksel, duygusal, davranışsal ve bilişsel tepkileri orijinal ihtiyaçtan o kadar uzaklaşmıştır ki, bu tepkiler ile ihtiyaçlar arasındaki bağlantıları görmek oldukça güçtür. Kişi, bu sabit geştaltlarına o kadar alışmıştır ki gerçekten ne yaptığının ve ne amaçla olduğunun farkında değildir. Dolayısıyla ortaya çıkan belirtiler genelde örtüktür ve tamamlanmamış işlerle bağlantısızmış gibi gözükür (Daş, 2006; Erkmen ve İlgün, 2001).

Tamamlanmamış işler, kişiyi tamamlamak için zorladıklarından dolayı tamamlanmış işler gibi fonda kaybolup gitmezler. Aksine sürekli fonda kalırlar ve şekil haline gelebilmek için sürekli fırsat kollarlar. Bu ise şekil ile fonun hızlı yer değiştirmesine yol açar. Bu nedenle kişinin içinde bulunduğu ana ve yeni yaşantılara odaklanmasını engeller. Tamamlanmamış işler, dikkat toplayamama, unutkanlık, zihnin konudan konuya atlaması gibi belirtilere yol açabilmektedir. Ayrıca nevrotik belirtiler ve karakter oluşumunun ortaya çıkmasında önemli bir rolü olduğu söylenmektedir (Daş, 2006).

Tamamlanmamış işler, kişinin “ne olmuştu”, “ne demişti”, “ben ne demiştim” gibi soruları tekrar tekrar cevaplayarak zihinsel tekrarlamalar yapmasına yol açabilirler. Bu tür zihinsel tekrarlamaların çok sık yapılması halinde obsesyonlar yani takıntılı düşünceler ortaya çıkabilir. Kompülsiyonların, yani temizleme, yıkama, kontrol etme gibi tekrarlayan davranışların da temelinde tamamlanmamış işler yer alabilir. Obsesyonlar ve kompülsiyonlarda şekil ile fon yer değiştirmemekte, tamamlanmamış iş sürekli şekil olarak kalmakta ancak tamamlanamamaktadır (Daş, 2006).

Tartışma

Psikolojik süreçlerimizdeki aksamaların bir sonucu olarak belirebilen tamamlayamama durumu ve tamamlanmamış işler, aynı zamanda psikolojik rahatsızlıkların tetikleyicisi ve besleyicisidir de. Hem bir sonuç hem de bir sebep olarak var olup, döngüsel bir zincir oluşturmakta ve kendi kendini beslemektedir. Tamamlanmayan işler, açık belleğimiz tarafından unutulsa bile örtük belleğimizce hatırlanmakta veya bağlantısını hafızamızla koparmış gibi gözükse ve bizi kaynaktan uzaklaştırmayı başarsa da duygu hafızamızda “adını bir türlü koyamadığımız ihtiyaçlar” olarak kendini sürdürebilmektedir. Tamamlanmamış her işle birlikte karşılanmayan ve yarım kalan ya da sabitleşen bir ihtiyaç vardır. Ki bir çok rahatsızlık bu ihtiyaçların karşılanmamasından doğar ya da ihtiyaçları giderebilmek adına başvurulan başarısız yollar olarak var olmayı sürdürürler. Tamamlanmamış işler; tssb, depresyon, okb gibi bir çok hastalığa uygun zemini hazırlarken aynı zamanda bu hastalıklardan da beslenerek kendi helezonunu oluşturur ve içinden çıkılması, kendini sabitledikçe zorlaşır. Bir çok psikolojik rahatsızlıkla ilişkili olduğu düşüncesinden yola çıkılarak tartışılacak olursa, tamamlanmamış işler okb sürecine nasıl etki etmektedir? Okb, tamamlama mekanizmasındaki aksaklıkla mı ilişkidir ve tamamlanmayan işleri tamamlamaya yönelik gelişiyor olabilir mi?

Okb’ li kişilerde “tamam olma” durumunda bir aksaklık mevcuttur ve “normal dozlar” kişiyi tatmin etmez, yeterli gelmez haldedir. Eşik yükselmiştir ve tehlike alarmı sonrasında alınan önlemlere karşın “tamam” sinyali bir türlü kişiye ulaşmaz. Burada bir bağlantısızlık ve temas problemi söz konusudur. İhtiyacı tatminkar bir şekilde karşılama, eksiği tamamlama ve sinyali eşiğe ulaştırma adına ritüeller, tekrarlar, teyit etmeler yani kompulsif davranışlara başvurularak “tamam haline” gelmeye çalışılır ve bu durum, tamamlanamayan işleri tamamlama çabası olarak düşünülebilir. Okb’ de kişinin temizlik, güvenlik, vb. (obsesyon nesnesi her ne ise) durumlara dair şiddetli bir ihtiyaç mevcuttur ve bu ihtiyaç normal dozlarla karşılanamadığında tamamlanamayan ihtiyaç yarım kalır ve kompülsiyonlar, bu yarımı tam yapma çabasıdır. İhtiyacın karşılanması ve tamamlanmasında bir problem mevcuttur ve yarım kalan ihtiyaç için başvurulan yol kompülsiyonlardan geçer.

Okb’li kişide, ihtiyaç şiddetlidir ve bu şiddetin oranına karşın aynı şiddette bir doyum gerekmektedir ki doyum eşiğinin yükselmesi buradan doğmaktadır. Tekrarlar ve yineleyen davranışlarla, doyurucu şiddet yakalanmaya çalışılır. Örneğin var olan şiddetli temizlik ihtiyacında kişiye, bir kez elini yıkamak kafi gelmemektedir. Kişi, mevcut şiddetli-yoğun ihtiyacına karşın hareketinin şiddetini, sıklaştırarak arttırır ve yükselen doyum eşiğine kendini ulaştırmaya çalışır aksi takdirde temas sonlanmaz ve geştalt kapanmaz. Denebilir ki; bu kişilerde kap büyümüştür ve kolaylıkla dolmaz, yarım kalır. Bu noktada kabı doldurma çabası, kompulsiyonların kısa süreli rahatlama vaadleri ve bu amaçla atılan her adım, okb’nin yerini sabitleyen ve kendini garanti altına alan bir paradoksun yaratıcısı olur. Kısa vadede ihtiyaçların obsesyon üzerinden bu yolla karşılanması okb’den kurtulma ihtiyacının en büyük blokajı haline gelir.

Okb’ deki bu “şiddetli” ihtiyaç, beraberinde olasılık dairesinin içersindeki en zayıf ihtimale dahi tahammülsüzlüğü getirir. Yüzde bir de olsa var olan ihtimal, bu şiddetli ihtiyaçla birleşince tüm gerçeği ve kanıtları sarsar. Çünkü, okb’li kişi, “mutlak güvence”, “ihtimalsizlik” ve bir anlamda “sonsuzluk” ister. Oysa bütün tekrarlar, ritüeller ve en büyük rakamlar bile sonludur, sınırlıdır. Ki en büyük “sınırlı” bile “mutlak-sınırsız güvence” isteğini doyuramaz. Bu durumda Okb’li kişide sinek kanadı kadar zayıf bir ihtimal, dağ gibi bir gerçeğe galip gelebilir. Okb’ li kişi, bir gemidedir ve zayıf da olsa batma ihtimaline karşı çok kıymetli bavulunu sırtına yükler, onunla birlikte tetikte bekler. En küçük ihtimallerin kendi kontrolünde olduğu sanrısı ile birliktedir. Sırtına yüklenmesinin ve aldığı önlemlerin, gemi battığında hiçbir şey ifade etmeyeceğini düşünmez.

Okb’ de obsesyon nesnesi, tamamlanmayan işlerin üzerine yansıtma yapılabilineceği bir düzenek görevi görüyor olabilir. Kişi, tamamlanmayan işleri sembolize eden bu düzenek üzerinden tamamlamaya çalışır. Obsesyon, karşılanmayan, sabitleşmiş ihtiyaçların kendini döktüğü kalıptır ve tamamlanmamış işler “obsesyon” nesnesi üzerinden kendini sürdürmeye devam eder. Daha önce verilen Aydan örneğinde de olduğu gibi, tamamlanmayan işler sabitleştiğinde doğal yollardan giderilemeyen ihtiyaçlar kendilerini farklı yansımalarla gösterir. Buna karşı gelişen tamamlama çabası ile de kompülsiyonlar belirir. Ancak şiddetli ihtiyaç ve “tamamlanma” halindeki aksama, kompülsüyonların ısrarcı, tekrarlı, mantık dışı yapısını mayalar. Kısa süreli ihtiyaç gidermeler, uzun vadede obsesyonun varlığını garantilemiş olur. Kişi, bu tabloda bir ihtiyaç çakışması ve paradoks içine düşmektedir. Bir ihtiyacı karşılamaya yönelik beliren okb’ nin bu kısa süreli sağladığı rahatlık kişinin ikincil kazançları olur. Ancak, obsesyonların maskelediği ana kaynaktaki ihtiyaçlar karşılanmamış biçimde yerli yerinde durur ve obsesyon kılığına büründüğünde izini kaybettirir. Orijinal ihtiyaçla bağlantıları koparan kişi için, obsesyon orijinal ihtiyaç yerini almıştır. Oysa obsesyonuna dair her tamamlama girişimi, kişiyi orijinal ihtiyaçlarından bir kez daha uzaklaştırır. Enerji yanlış kaynağa kanalize edilir ve Okb’li kişi için obsesyonları izleyen kompulsiyon döngüleri boşa kürek çekmekten başka bir şey değildir. Bu durumda “ilaç” sanılan hastalığın ta kendisidir. Ve tamamlama girişimleri, “gerçek tamamlama ihtiyacının” en baş düşmanıdır. Bu tuzakta kişinin, obsesyonu rahatlama ihtiyacını gidermesi diğer ihtiyaçları ile çakışır ve birbirine zıt hareket eden dişli çarkları kompulsiyon tarafına kullandığında okb’ kurtulma ihtiyacını feda etmiş olur. Ayrıca, okb’ nin varlığı yeni tamamlanmayan işlerin tetikleyicisi olduğunda ve farklı ihtiyaçların (gündelik veya genel) karşılanmasına engel teşkil ettiğinde ya da işlevselliği bozup yeni pürüzlerin ve yeni ihtiyaçların kaynağı haline geldiğinde, bütün bu ihtiyaçlar ile okb’ nin kendi içindeki yerini sabitleyen “tamamlama ihtiyacı” çakışır. Dolayısıyla kişide tamamlama ihtiyacı ile başvurulan kompulsüyonu yapmak başlı başına bir ihtiyaç haline gelir ve bu ihtiyaç doyurulduğu sürece okb’ den kurtulma ihtiyacı tamamlanamadan kalır ve obsesyon yerini sabitler. Okb’ nin bu paradoksal yapısı, tamamlanmamış işleri tamamlama ihtiyacının işlevsiz mekanizmasından doğmaktadır. Bu paradoksta, ihtiyacı gidermek adına atılan adımlar, ana ihtiyaçtan uzaklaştıran tuzaklar olduğundan, geliştirilen yanlış tamamlama çabası, tamamlanmayan işleri tamamlamaya karşı asıl engel olur. Bu durumda okb’ nin, kişinin kendi kalesinde kendi aleyhine çalışan düşman asker olduğu söylenebilir. Yapılabilinecek en faydalı şey, bu tuzağı keşfetmek ve parçamız olanı “dışsallaştırmak”, kendimizden ayrıştırıp dış düşman halinde algılamak olabilir. Aksi takdirde okb, kendimizle savaştıkça bulaşır ve obsesyonu muhatap aldıkça, kompülsiyonlara direnmeye çalıştıkça onun varlığının altını çizer.

Sonuç olarak, okb, hem obsesyon hem de kompülsiyonlar açısından tamamlanmamış işlerle iç içe bir ağın içindedir. Okb, bir yandan tamamlanmamış işleri tamamlama çabası iken diğer yandan da “tamam olma” durumundaki aksaklığın birleştiği, farklı dinamiklerden beslenen bir yapıdır. Obsesyonlar zeminini, tamamlanmamış işlerle örmektedir ve ihtiyacı giderme arzusu ile birleşen tamamlama mekanizmasındaki aksama yineleyici davranışları, ritüelleri yani kompülsif davranışları doğuruyor olabilir. Okb, hem tamamlanmamış işleri hem de tamamlanmış olma halini simgeleyen bir düzenek olabilir. Bu noktada tamamlanmamış işlerin birkaç farklı boyuttan okb’ yi çevrelemiş durumdadır.

Uygulamalar

Tüm Psikolog Uygulamaları hakkında buradan bilgi alabilirsiniz.