Hilal Bebek
İLETİŞİM İÇİN ARAYINIZ: +90 543 934 39 60 +90 216 999 89 58

Sosyal Kaygı Bozukluğu; Vitrin mi ? İklim mi?

Sosyal Kaygı Bozukluğu, sosyalleşmek anlamına gelebilecek her türlü ortamda yaşanan yoğun bir endişe ve buna eşlik eden bedensel belirtiler ile kendisini gösterir.

Normal/ Anormal; Sosyal kaygı ne zaman, sosyal kaygı bozukluna dönüşür?

Hemen hemen herkeste bazı ortamlarda belli bir düzeye kadar sosyal kaygı görülebilir. Örneğin yeni bir ortama girdiğinizde, topluluk önünde bir konuşma yapacağınızda ya da önemli bir toplantıda. Belli bir orada kadar hissedeceğiniz kaygı normal hatta bir çok zaman da faydalıdır. Uygun bir kaygı düzeyi daha dikkatli ve daha önlemli olmanızı sağlayarak performans ve işlevselliğinizi arttıracaktır.

Ne zamanki kaygı dozunuz,  iletişim biçiminiz ve ilişki kalitenizi bozmaya başlar yani yaşam fonksiyonlarınıza hasar veriyor hale gelir ise sosyal kaygı, sosyal kaygı bozukluğu olma noktasında bir aşama kaydetmiş demektir.  İlişkilerde yüksek düzeyde endişe, iletişim hataları, insanlardan ve sosyal ortamlardan kaçınma bir yaşam biçimi haline dönüşüyorsa sosyal kaygı bozukluğunu gündeme taşıyabiliriz.

Sosyal Kaygı Bozukluğunda Düşünce Biçimi

Sosyal Kaygı Bozukluğunda;

“Rezil olacağım”, “Hata yapacağım”, “Hakkımda kötü düşünecekler”, “Benim tam bir aptal olduğumu düşünüyorlar”, “Dışarıdan tuhaf gözüküyorum”, “Başaramayacağım” , “Herkes bana bakıyor” gibi düşünceler en sık rastlananlar arasındadır. Sosyal kaygısı olan birey, dış dünyayı olduğundan daha yargılayıcı ve kendisini olduğundan daha eksik ve kusurlu görür. Gelecek ile ilgili olumsuz tahminleri gerçeklikte olduğundan fazladır.

Algı; Lunapark Aynaları

Zihinsel süzgeçimizden geçirirken dünyayı kimi zaman lunapark aynaları gibi büyütür, küçültür, çirkinleştirir ya da olduğundan farklı bir biçime getiririz. Zihin, dış dünyayı bir işlemlemeden geçirerek algılar ve bu işlemleme bazen gerçeğe yakın bazense gerçekten uzaklaşmaya başlayan bir biçimde olur. Örneğin; sosyal kaygı bozukluğu olan hastalar, insanları bu bozukluğu olmayanlara göre “daha yargılayıcı” ve “daha eleştirel” algılamaktadırlar. Çünkü öngörüleri daha en baştan “eleştirileceğim”, “yapamayacağım, “rezil olacağım” ve “hata yapacağım” şeklindedir. Bu şekilde bir öngörünüz olduğunda zihniniz artık dış dünyadan tüm verileri bununla örtüşecek şekilde evirip çevirecek ve bu bu öngörü ile tutarlı bir gerçeklik oluşturacaktır. Peki buradaki asıl soru; “Siz böyle öngördüğünüz için mi böyle oldu, yoksa gerçekten böyle mi olacaktı?”

Ya hep Ya hiç Düşüncesi 

Ya hep ya hiç düşüncesinde siyahlar ve beyazlar vardır, griler ya da ara renkler yoktur. Bir hata ile başarısız, bir yalan ile güvenilmez, bir suç ile affedilemez olursunuz.  Zihninide adeta iki klasör vardır ve kendinizi ya “başarılı” ya “başarısız” ya “iyi” “ ya “kötü” ya “yalancı” ya “dürüst” klasörüne yerleştirmek zorunda kalırsınız. Oysaki yaşam ve insan ara renkler ile doludur. 1 ve 2 arasında yüzlerce derece olan geniş bir spektrumda kendimizi algılamamız gerekir. Yani insan başarı ve başarısızlık gibi ters görünen klasörlere aynı anda girer ve biri diğerine engel oluşturmaz.

“Tam yapamıyorsam hiç yapmayayım”, “Bir kere bile hata yapmak kusurlu olduğum anlamına gelir”, “Bir kişi bile sevmez ise sevilmez biriyim” gibi düşünceler hayatı çok dar ve noktasal bir alana sıkıştırmak anlamına gelir.

Akıl Okuma

Elde hiçbir kanıt olmadan başkalarının zihninden geçenler ile ilgili tahminlerde bulunmak, sosyal kaygı bozukluğunun en sık düşünce hatalarındandır. “Kesin beni sevmedi”, “Hakkımda kötü düşünüyor”, “Tam bir aptal olduğumu düşündü”, “Rezil oldum herkes bana bakıp gülüyor” gibi tahminler diğer insanlar ile ilgili yürütülür ve bu tahminler, kişinin daha fazla endişe duymasına neden olarak daha fazla hataya, iletişim sorunlarına ve insanlardan uzaklaşmaya neden olur.

Burada incelenmesi gereken iki düşünce türü vardır; 1. İnsanların olumsuz değerlendirme yaptıklarına kanıtınız nedir? 2.Sizinle ilgili olumsuz değerlendirilme yapılsa ne olur ve bu ne anlama gelir? Kendinize doğru soruları yöneltmeniz düşünce değişimi açısından en önemli gerekliliklerden biridir.

Bedel Öngörüsü

Beden öngörüsü, bir şeyin olası zarar verici veya olumsuz sonuçları ile ilgili tahminizdir. Sosyal kaygı bozukluğunda bedel öngörüsü çok yüksektir. Herhangi bir adımın veya aksiliğin sonuçlarının çok kötü olacağı noktasında abartılı bir algı vardır ve kişi bu sona dayanamayacak kadar dayanısız bulmaktadır kendisini. Yani dış dünyaya yüklenmiş bir yıkıcı güç ve iç dünyaya yüklenmiş bir acziyet söz konusudur.

Kendilik Algısı 

Sosyal kaygı bozukluğunda, kişiler kendisini değersiz, yetersiz ve kusurlu algılarlar. Kendi kusurlarını abartırken diğer insanların kusurlarını azımsama eğiliminde olurlar. Buradaki bu çifte standartçı ve yanlı tutum, kişinin kendisini gittikçe daha aşağıda diğer insanları da daha yukarıda görmesini sağlar. Böylece kişinin “olduğu kişi” ile “olmak istediği kişi” arasındaki mesafe gittikçe açılır ve huzursuzluk artar.

Hata Toleransı

Hata toleransı, bir aksilik ya da hata olduğunda kendinize ne kadar cezalandırıcı olduğunuz ve kendinizi ne kadar yargıladığınız ile ilgilidir. Eğer tek hatanızda bile kendinizi suçlar ve iyi yönlerinizi görmezden gelirseniz ya da hiç hata yapmamaya çalışır hata yapınca da tümden kendinizi başarısz hissederseniz bu hata toleransınızın oldukça düşük olduğunu gösterir. Sosyal kaygı bozukluğu olan kişilerin, hata toleransı düşüktür ve kendilerini kolay cezalandırırlar. Bu konudaki esneklik kaybı kişinin kendi ile olan ilişkisini bozduğu gibi performansını da daha çok bozar ve hata yapmamaya çalıştıkça daha çok hata yapacağı bir kısır döngünün içine sıkıştırır.

Sosyal Kaygı Bozukluğunda; Dikkat  ve Bellek

Sosyal kaygı bozukluğunda dikkat ve bellek, kişinin negatif kendilik algısını perçinleyecek şekilde yürütülür. Kişi yoğun bir biçimde dikkatini kendine yönelterek bedenini, heyecanını, mimiklerini ve hatalarını tarayarak kendi ile meşgul olur. Bu ilk olarak dış dünyadan kopma ve dış dünyadan gelen verileri doğru algılayamama ve yorumlayamama riskini doğurur. İkinci olarak iç dünyaya dair bu “Zoom Yapma” hali, büyüteçle bir masayı incelemek gibi,  bütün detayların abartıldığı çok kusurlu bir kendilik algısı yaratır. Ve hafıza, kişiyi geçmiş hataları daha fazla gündeme getireceği şekilde yönlendirerek geçmişteki başarı hikayeleri belleğin ücra köşelerine itilir.

 “Zoom” Yapma Hali; Kendini İzleme; Sürekli bir kendine odaklama ve kendini puanlama hali sosyal beceri ve iletişimi ketleyecek bir durumdur. Kişinin hata yapma korkusu dikkatini kendisine daha fazla yönlendirmesine neden olabilir. Genel olarak temelde “Kendimi izler isem olası bir hatamı önleyebilirim”, “Eğer içimde ne olup bittiğine dikkat edersem rezil olmaktan kurtulabilir ya da önlem alabilirim” gibi inançlar yer alır. Ancak paradoksal bir biçimde yoğun kendini izleme hali, koruyucu değil kaygıyı tetikleyici ve iletişim aleyhine işleyen bir etkiye sahiptir.

Bedeni Monitor Etme; “Bedenimde neler oluyor?” sorusuna yanıt aramak her hangi bir aksiliğin olmadığına emin olmak ile ilgili yoğun ihtiyaçtan gelir. “Kızarıyor muyum, “Kalbim atıyor mu”, “Heyecan belirtisi var mı”, “Bayılacak gibi miyim”, “Kalp atışım nasıl” gibi sorulara çoğu zaman bilinçli olmadan refleksif bir biçimde yanıt arama çabası, bedeni monitor etmek anlamına gelir. Diğer bazı kaygı bozukluklarında da olduğu gibi sosyal kaygı bozukluğunda da, bedensel belirtiler tehlike habercisi olarak kabul edilir ve bu alarma dikkat kesilinir. Ancak 1. Hata; Tehlikeli olmayan belirtilerin tehlikeli algılanması, 2. Hata da; aşırı dikkat kesilmenin önlem almaya değil bu belirtileri kaygı ile birlikte arttırmaya neden olmasıdır.

Sosyal İpucu Radarı; Sosyal kaygı bozukluğunda, kişi, adeta eleştirileceğine, olumsuz değerlendirileceğine dair sosyal kanıtlar arama peşine düşer. Kimi zaman bu yorumlar her kesin hayatında görülebileceği gibi isabetlidir. Ancak sosyal kaygı bozukluğunda çoğu zaman isabetsiz ya da çarpıtılmış veya dozajı arttırılmış değerlendirmeler yer alır. Örneğin; asık bir surat görmek, ortamda fazla sessizlik olması, birinin bir yüz ifadesi, iki kişinin arasında gülmesi vs. gibi durumlar sosyal kaygısı olan kişinin radarına daha çabuk yakalanacak ve daha yüksek ceza yiyecek ve “sevilmiyorum” ya da “benimle ilgili bir sorun var “ düşüncelerini perçinleyecektir.

Kendilik İmajını Gerçekleştirme Mi? Kendini Gerçekleştirme Mi?

Olmak ya da Sahip Olmak

Sosyal vitrinimizle uğraşırken ihmal ettiğimiz gerçek bir ben var aslında. Kimlik anlamında bir imaj çalışması peşne düşündüğümüzde insanların zihninde yaşamaya başlıyoruz.  Kim ne düşünür, ne der, kim neyi beğenir, nasıl güçlü ve güzel görünülür derken başkalarının onayına daha bağımlı daha az özgür ve daha muhtaç hale geliyoruz. Vitrin güzel olduğunda ve alkışlar aldığımızda bile dükkanın içinde bir boşluk, korku ve yalnızlık esintisi baş gösteriyor

Dolayısıyla aslında sosyal kaygı bozukluğundan kurtulma işi aslında bir nevi kendilik imajını değil kendiliği önemseme ve ona yatırım yapma işi olarak da algılanabilir. Tüm yüzeysel açıklamaların ötesinde bu belki de “sahip olmak” ile “olmak” arasında bir tercih yapma meselesi.

Tabiki, yetiştirilme biçiminiz, geçmiş yaşantılarınız istismar öykünüz, travmalarınız, mizacınız ya da güncel stresörleriniz gibi bir çok şeyin etkisi olacaktır bugün yaşadığınız sonuçta. Ancak tüm gerekçelerin ve etkilerin de ötesine düğmeye basan sizin sizin zihinsel perspektifiniz ve yaşama bakış açınız olacaktır.

 

Uygulamalar

Tüm Psikolog Uygulamaları hakkında buradan bilgi alabilirsiniz.